Anasayfam Yap  |  Künye  |  İletişim  |  Reklam  |  Sık Kullanılanlara Ekle 
 
Ana Sayfa
Güncel
Ekonomi
Siyaset
Spor
Kültür & Sanat
Sağlık
Köşe Yazıları
Röportaj
Arşiv
Anket Arşiv
Sizden Gelenler
Mail List
MailList'e üye olun
Haberler anında mailinize gelsin
Anket
Web sitemizi nereden buldunuz?
Arkadaşımdan
Gazeteden
Google'den
Kendim buldum
Nöbetçi Eczaneler
Gaziantep'te Nöbetçi Eczaneler
Vefat Edenler
Listeyi görmek için tıklayın
Fevzi GÜNENÇ KÖŞE YAZILARI
 Çengi ile ça ça ça…
 
Hisarbeyli Köyünde okulun karşısında cami vardı. Solundan yol geçerdi. Asfalttan başlayıp köye dek tırmanan yokuş bir yol.
Yolun karşı kıyısında muhtarlık binası bulunuyordu. Binanın solu muhtarın odasıydı, sağı benim lojman. Lojmanın yanında köy kahvesi, köy kahvesinin yanında köy bakkalı yer alıyordu.
Köyün en hatırlı kişisi ben sayılıyordum. Okulun tek öğretmeni, aynı zamanda müdürüydüm ne de olsa.
Köyde bir düğün yapılır da en hatırlı kişi çağrılmaz mı? Doğal olarak çağrılmıştım ben de. Ne demiş atalarımız? “Çağrıldığın yere erinme, çağrılmadığın yere görünme.”
Ben de erinmedim, gittim kahvede yapılan köy düğününe. Kahvenin bir başına gelinle damadın, öbür başına benim masam kurulmuştu.
Masa arkadaşım köyün muhtarıydı. Masam görkemli bir biçimde donatılmıştı. Nerdeyse kuş sütü eksikti. Mezelerin yanı sıra ortada kocaman, hani binlik dedikleri, bir litrelik bir şişe vardı.
Safdil ben, su şişesi sandım onu. Acıdım bir sürahileri bile yok. “Yeni evlilere bir sürahi almalıyım,” diye geçirdim içimden.
Koca şişeden bardaklarımızı doldurdu muhtar. Kendi bardağını benimkine dokundurarak “Şerefe! ” dedi.
Şaşırmıştım. Bu köyde su içmek için bardak tokuşturmak gibi bir adet olduğunu bilmiyordum. Yoksa içki miydi bu? Refleksle bardağımı elime aldım. Burnuma götürüp kokladım.
Hayır, içki değildi. İçki olsaydı anason kokardı. İçki içmedim ama içkili meclislerde bulunmuşluğum vardı. Kokusunu bilirdim onu.
Muhtar gülümseyerek bardağını dudaklarına götürdü. Bir yudum içti. Bardağını yerine koyarken sordu.
“Siz içmeyecek misiniz öğretmen? ”
“İçki mi bu? ”
“Boğma rakı.”
Evet, duymuştum. Boğma rakıya anason katılmazdı.
“Ben almayayım,” dedim.
“Neden? ” diye sordu.
“İçki kullanmıyorum ben.”
“Sen Gaziantepli değil misin? ”
“Gaziantepliyim…”
“Eee? Gaziantepliler Türkiye’nin en içkici insanlarıdır. İçki içmeyen bir Gaziantepli düşünemiyorum. Eğer içmemekte ısrar ederseniz, bunu bize bir hakaret olarak kabul edeceğim.”
Al sana hanek. Hem de haneğin uluğu. Sorun yaratmak istemedim. Dişlerimi sıktım. Bardağı dipledim. Hayatımda ilk kez içki içiyordum.
Aaa! .. Tadı hiç de fena değilmiş!
Arkası geldi. Daha düğün yarılanmadan biz binlik şişeyi yarılamıştık bile.
O ara Romanlar çalgıları coşkuyla çalıyordu. Roman güzeli genç dansöz gerdan kırıyor, bel büküyor, oynuyordu.
Müzik bir tango parçası çalmaya başladığında onu karşımda buldum. Elini bana uzatmıştı. Beni dansa davet ediyordu. Bir bayanın uzattığı eli tutmamak olmazdı. Kendimi ortada buldum. Romen dansözle birbirimize sarılmış, dans ediyorduk.
Tango yerini sırasıyla sambaya, rumbaya, mamboya, valse, ça-ça-ça’ya bırakıyordu. Roman dansözle ben her dansın hakkını vererek oynuyorduk.
“”Vay be…” dediğini duyar gibi oldum bir ara köylülerimden birinin. “Bizim öğretmende ne marifetler varmış! ”
“Tatlı tatlı yemenin acı acı bedelini ödemesi olur,” derler. Düğün bitinceye dek binlik şişenin dibini gördük. Konukların çoğu dağılmıştı. Ayrık gitme sırasının bana da geldiğini düşünerek muhtardan izin istedim.
İzin benimdi. Sarhoşladığımı belli etmemeliydim. İşin içinde köylüye rezil olmak vardı. Ayaklarımı yere sert basarak, sallanmamaya özen göstererek düğün sahiplerine “iyi dilekte” bulunup kahveden çıktım.
Dışarıya çıkar çıkmaz temiz havayla karşılaşıp onu derin derin içine çektim. Baktım çevrede kimse yok. Kendimi bıraktım. Sen misin kendini bırakan? O anda sırtıma balyoz yemiş gibi yere devrildim. On beş metre uzaklıktaki lojmanıma varıncaya dek üç beş kez devrilip doğruldum.
Artık hiç bir yerde yüzünü kara çıkartmazdım Gazianteplilerin. Alınlarını yere getirmezdim… Artık bir içkiciydim ben de. Bu öğretisinden dolayı hiç de teşekkür etmiyorum Hisarbeyli’ye.

Okunma 19

BU YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
 Ben şair olmak istiyorum(17.08.2010)
 Camiden bozma okul(10.08.2010)
 Hâlâ keşfedilemeyen cennet(06.08.2010)
 Tek askerli seferberlik (05.08.2010)
 Ormanlı Kasabasından Mega Kente(03.08.2010)
 Okulun tek öğretmeni(02.08.2010)
 Kamyon üstünde İstanbul yolculuğu(31.07.2010)
 Kendimin yarım doktoru olmuştum(29.07.2010)
 Demirbaş sıraları ne yaptın öğretmen? (28.07.2010)
 Ramadan’ın Pandikleri(27.07.2010)
 Hisarbeyli köyünden haber var(26.07.2010)
 Bir acı kahvenin…(24.07.2010)
 Siz hiç şıllık yediniz mi?(23.07.2010)
 Çocuklar bozacak, biz yapacağız(22.07.2010)
 CÜMBÜŞ(13.07.2010)
Bugünün Yazarları
Fevzi GÜNENÇ
Nejat TAŞKIN
İsa KAYACAN
Halil İbrahim Kurt
 
   

Anasayfa    |   Yazarlar    |   Röportaj    |   Reklam Rezervasyon    |   Künye    |   Arşiv    |  İletişim
© 2007 Gaziantep Zafer Gazetesi