Anasayfam Yap  |  Künye  |  İletişim  |  Reklam  |  Sık Kullanılanlara Ekle 
 
Ana Sayfa
Güncel
Ekonomi
Siyaset
Spor
Kültür & Sanat
Sağlık
Köşe Yazıları
Röportaj
Arşiv
Anket Arşiv
Sizden Gelenler
Mail List
MailList'e üye olun
Haberler anında mailinize gelsin
Anket
Web sitemizi nereden buldunuz?
Arkadaşımdan
Gazeteden
Google'den
Kendim buldum
Nöbetçi Eczaneler
Gaziantep'te Nöbetçi Eczaneler
Vefat Edenler
Listeyi görmek için tıklayın
Fevzi GÜNENÇ KÖŞE YAZILARI
 Gaziantep Tiyatrosunda Cahit Saraç (ROLÜN BÜYÜGÜ, KÜÇÜĞÜ…)
 
ROLÜN BÜYÜGÜ, KÜÇÜĞÜ…
Gaziantep Tiyatro tarihinde Cahit Saraç’ın çok önemli yeri vardır. O daha yürümeye başlar başlamaz tiyatro yapmaya başlamış. Tiyatroyu okumayı yazmaya öğrenmeden yaşama geçirmiş. İlkokulda, orta okulda hep tiyatro yapmış.
Onun lise yıllarında bir oyununu izlemiştim. Gaziantep Lisesinin tiyatro etkinliklerinden biriydi. Saray Sinemasında Köşebaşı oyunu oynanıyordu. O oyundan belleklerde hiç kimse kalmadı. Ne oyunu sahneye koyan öğretmen, ne de oyunu baş yol oyuncuları…
Bir tek kişi belleklerde kaldı: Cahit Saraç. Oysa o kadar küçük bir rolü vardı ki bu oyunda. “Köçebaşı”nın bir yerinde, sahnenin bir başından girip öbür başından çıkan bir eskiciydi o. Ama öyle bir eskiciydi ki…
“Eskiler alırım! Eski silah, eski, at, eski avrat!..” deyişi salondaki herkesi gülmekten kırıp geçirmeye yetmişti. Ustaların, “rolün büyüğü küçüğü yoktur,” deyişi buydu işte. İyi oyumcu bir cümlelik repliğiyle bile harikalar yaratabilirdi.
SIÇAN OLMADAN ÇUVAL DELİYORLAR
Saraç’ın okulda daha İngilizceyi öğrenmeden bir de İngilizce oyun sahnelemesi var. Kendi deyimiyşe “sıçan olmadan çuval deliyorlardı. “İngilizcede daha “Ben tiyatroya gidiyorum”u bile bellemeden İngilizde tirat atıyorlardı.
O oyunla ilgili anısını şöyle anlatıyor arkadaşım:
“Sınıfımızın en iyi İngilizce bileni İsmail Hakkı Özsabuncu’ydu. Türkçe kısa bir oyun çiziktirip bunu İngilizceye tercüme etmesini rica ettim. Okul çıkışı saatlerinde bu oyunu İngilizce olarak prova yaptırıp hazır hale getirdim. Bu iş için iki haftamı harcadım.
Oyunu beş kişi oynayacaktı. Oyunumun basit bir kurgusu vardı. Hastanede geçen bir olayı canlandıracaktık. Trafik kazasına uğrayan bir baba var. Bunu geç haber alan ailesi, araya araya onu hastanede ayağı kesilmiş bir durumda bulmuşlar.
Çocukları babayı hayatla barışık bir hale getirmek için büyük çabalara girişmişlerdi. Bu oyunda kurnazlık edip Hastahane hademesini kendime ayırdım. Bu rolde en oynayacağım için de kendime kısa cümleler seçmiştim.
DOCTOR CAMİNG, YES YES, NO…
“Come here: buyurun; yes yes: evet evet; nooo: hayır; “Doctor is caming: doktor gelecek vb. gibi İngilizce replikler yazdırmıştım ama sahnede en uzun süre kalacak olan da yine bendim. Mimiklerimle oyuna katılıp kısa cümlelerle olayı idare ediyordum. Buna karşın her an sahnedeydim.
İsmail Hakkı’ya da İngilizceyi iyi bildiğine güvenerek uzun repliklerle donatılmış uzman doktor rolünü vermiştim. İsmail olağan üstü akıcı bir İngilizce ile oynuyordu. Baba rolünde Enver Tekerlek acı ve şanssızlıkları çok iyi dramatize edip, tipinin hakkını veriyordu.
Salman Özçalışkan kaza geçiren babanın en iyi arkadaşı olarak, gelecek güzel günler beklentisi ile teselli dolu sözlerle bir an evvel onu ayağa kaldırmak için üzerine düşeni en iyi şekilde yapıyordu Kısaca, İngilizcesi iyi olup tiyatroya yatkın olan beş arkadaşım da provalarda üzerlerine düşen her şeyi fazlasıyla yaptılar.
İyi örgütlenmiştik her şey hazırdı. Ders zili çalıp içeri girildiğinde Halil Şeref ayağa kalkarak öğretmenim Cahit Saraç arkadaşımız bir oyun hazırlamış onu burada sınıfta izleyebilir miyiz? öğretmen hemen parladı.
“Derste oyun mu olur! Onu başka bir zaman, başka yerde izleyin!”
Halil Şeref hemen devam ederek:
“Ama İngilizce oynayacaklar efendim…”
Öğretmenin yüzü bir an değişti; sevinçle:
“Şimdi mi? Hadi öyleyse.”
Halil Şeref:
“Beş dakika dışarıda kostümlerimizi giyinerek makyajlarımızı yapıp geleceğiz. Benim de rolüm var efendim,” dedi.
Öğretmenin içi içine sığmıyordu. İzin verdi, sınıftan çıktık. Dışarıda hazırlanmamız çok sürmedi. Makyaj kalemi ile bıyık falan; kostüm, önlük, gözlük; sargı bezi falan… On dakikada sınıf dışında her şeyin gereği yapıldı. Tamam…
İsmail Hakkı akıcı İngilizce ile Hastahanedeki uzman Doktor rolünü uzun uzun repliklerle oynadı. Provalardaki gibi her şey yolunda gitti. Öğretmen gördüklerine inanamadı. Oyunun başından beri sahnede en uzun kalıp en kısa repliklerle cevap veren ve sahneyi boş bırakmayan da bendim!
Oyun bittikten sonra öğretmen bütün arkadaşları teker teker tebrik etti. Bana da kusur etmiş gibi eğilerek:
“Bu oyunu yazıp yönettiğin ve sınıfta oynadığın için sana çok teşekkür ederim,” dedi. Böylece İngilizce bir oyunla durumu kurtarmış, sınıfta İngilizce öğretmenimizin en gözde öğrencisi olmuştum.
YARIN: BURUN HAYRİ TİYATROCU

Okunma 163

BU YAZARA AİT DİĞER YAZILAR
 Ben şair olmak istiyorum(17.08.2010)
 Camiden bozma okul(10.08.2010)
 Hâlâ keşfedilemeyen cennet(06.08.2010)
 Tek askerli seferberlik (05.08.2010)
 Ormanlı Kasabasından Mega Kente(03.08.2010)
 Okulun tek öğretmeni(02.08.2010)
 Kamyon üstünde İstanbul yolculuğu(31.07.2010)
 Çengi ile ça ça ça…(30.07.2010)
 Kendimin yarım doktoru olmuştum(29.07.2010)
 Demirbaş sıraları ne yaptın öğretmen? (28.07.2010)
 Ramadan’ın Pandikleri(27.07.2010)
 Hisarbeyli köyünden haber var(26.07.2010)
 Bir acı kahvenin…(24.07.2010)
 Siz hiç şıllık yediniz mi?(23.07.2010)
 Çocuklar bozacak, biz yapacağız(22.07.2010)
Bugünün Yazarları
Fevzi GÜNENÇ
Nejat TAŞKIN
İsa KAYACAN
Halil İbrahim Kurt
 
   

Anasayfa    |   Yazarlar    |   Röportaj    |   Reklam Rezervasyon    |   Künye    |   Arşiv    |  İletişim
© 2007 Gaziantep Zafer Gazetesi